
Baş edemediği aşkı ve acılarıyla bile bile ölüme gitti. ‘Rehab’ şarkısında söylediği gibi bir dosta ihtiyacı vardı. Kendisini uyuşturucuya alıştıran eski kocası Blake Fielder-Civil’e o kadar bağlanmasının nedeni de belki, kendisini anlayan tek kişinin o olduğuna inanmasıydı. Öldüğünde hayatında başka biri vardı ama Blake ile son günlerine kadar görüşmeye devam etti. Amy Winehouse, “21’inci yüzyılın aşkı” denen bu hastalıklı ilişkiyi yaşamasaydı, hayatta kalır mıydı?
Ayşegül savur / asavur@doganburda.com
Amy Winehouse’un ilk albümü ‘Frank’in 2003’te piyasaya çıkmasının hemen ardından tanıştılar. Tahmin etmek güç değil, karşılaştıkları yer bir pub’dı. Blake Fielder-Civil, o günü “Kapıyı açtım. Karşımda gördüğüm ilk insan Amy’ydi. İşte bu kadar. O geceden sonra da dolambaçlı aşk hikâyemiz başladı” diye anlatıyor. Ancak kavganın, fiziksel şiddetin bitmediği yıpratıcı bir ilişkiydi yaşadıkları. O yüzden ayrılmak için epey uğraştılar. İlk ayrılık denemesinin ardından ikisi de başka sevgililer buldu. Ama birbirlerini aslında hiç unutmadılar. Winehouse’un ‘Back to Black’ albümü o karanlık günlerin ilhamıyla ortaya çıktı.
Ayrılığa dayanamadılar ve 18 Mayıs 2007’de Miami’de evlendiler. Vücutları dövmelerle dolu, aykırı çift, İngiliz paparazziler için büyük malzemeydi. Ne zaman sevişecekleri, ne zaman dövüşecekleri belli olmayan bir ikiliydi bu. Sokağın ortasında durup, birdenbire öpüşmeye başladıklarında da, birbirlerine fiziksel şiddet uygulayıp, kan revan içinde kaldıklarında da göz önündeydiler. Fiziksel şiddetin tavan yaptığı olaylardan birini henüz üç aylık evliyken yaşadılar. Winehouse’un yüzü ağlamaktan mahvolmuştu. Kaşı yarılmıştı, ayakkabıları kan içindeydi. Kocasının da yüzü gözü tırnak çizikleriyle doluydu. Bu haldeki fotoğrafları İngiliz basınında geniş yer buldu. Bu kanlı tabloya rağmen fotoğrafta, Winehouse’un göğsünde ‘Blake’s’, kocasının kulağının arkasında ise ‘Amy’ dövmesi dikkat çekti. Blake’nin boynundaki kolyede de çiftin sarmaş dolaş fotoğrafı vardı. Görgü tanıklarının ifadesine göre Winehouse, bu kavgadan canını zor kurtarmıştı. Buna rağmen suların durulması sadece birkaç saat aldı. Çift, kanlar içinde birbirlerine sarılarak evlerine gitti.
Uyuşturucuya kocası alıştırdı
Winehouse, bu tuhaf ilişki sırasında giderek zayıflamaya başladı. Kocası, onu kokaine ve eroine alıştırdığını söylemekten çekinmiyordu. Ne var ki Winehouse, bu sorunlu adamı ölesiye seviyordu. Evlilikleri sırasında Blake, bir pub sahibine saldırıp çenesini kırdığı için yaklaşık sekiz ay hapis yattı. İçerdeyken, Winehouse’un babasına söyledikleri unutulacak gibi değil: “Ayrılığın acısıyla kendimizi öldürebiliriz.”
Evlilikleri sürerken, Winehouse başka biriyle ilişki yaşadı. Yeniden âşık olduğunu ve uyuşturucuya ihtiyaç duymadığını söylüyordu. Ama ne onunla ilişkisi yürüdü ne de kocasıyla. Çift boşanmaya karar verdi. Bu sırada Blake, uyuşturucusuz yeni bir başlangıç istediğini söylerken, Winehouse, “Blake, benim erkek versiyonum, onu hâlâ seviyorum. Benden boşanmasına izin vermeyeceğim” diyordu. Ama olmadı, evlilikleri 2009’da bitti. Winehouse, hayata tutunmaya, yeni aşklar yaşamaya çalıştı. Son bir yıldır yönetmen Reg Traviss ile birlikteydi. Traviss, sevgilisini uyuşturucu batağından kurtarmak için çaba gösterdi ama beceremeyince ayrılığı seçti. Çıkan haberlere bakılırsa Winehouse ölmeden bir ay önce ayrılmışlardı.
“Blake intihar edebilir”
Peki bu sırada Winehouse’un büyük aşkı Blake’e ne oldu dersiniz? Başka bir kadından çocuğu dünyaya geldi ve bu yıl yeniden hapse girdi. Suçu, hırsızlık ve silah bulundurma. Winehouse’un ölüm haberinden hemen sonra Blake’in annesi şöyle diyordu: “Oğlum, Amy’nin öldüğünü öğrendiğinde intihar edebilir. Cezaevi yetkililerinden onunla özel olarak ilgilenmelerini istedim. İkisi hâlâ telefonlaşıyorlardı.” Blake, haberi alınca “Kimseyi onun gibi sevmedim. Gözyaşlarım durmayacak” dedi. Blake’in annesinin söylediklerine bakılırsa Winehouse, hayatının en büyük aşkından hiç vazgeçmemiş. Traviss’ten ayrılmanın acısıyla, yeniden ona tutunmaya çalışmış da olabilir. Bilemiyoruz, ama belli ki hayatının her kötü anında yanında Blake’in olmasını istedi. Ne onunla olabildi, ne onsuz. Blake ile uyuşturucuya alıştı ama hayatını daha iyiye götürmek için de hep onun desteğini bekledi. Tam bir kısır döngünün ortasındaydı. İlişkileri o kadar zarar vericiydi ki, aileleri, sevgililerin birlikte intihar etmesinden korktuklarını söylemişti.
Yüz kere ölmek yerine…
“21’inci yüzyılın aşk hikâyesi” diye tanımlanan bu hastalıklı ilişki, Winehouse’un ölümüyle bitti. Şimdi, onun için “Uyuşturucu ve alkolden öldü” diye yazılıyor. Oysa onu uyuşturucu ve alkole sürükleyen en önemli etkenlerden biri, Blake’le yaşadıkları. Youtube’da ikilinin fotoğraflarıyla hazırlanan kliplerin altında yazılan yorumlardan biri şöyle: “Blake, Amy’nin yakasından düş. Senin yüzünden bu kadar sağlıksız.”
“İnsanın aklı fikri yok mu? Başkasının sözüyle uyuşturucuya başlanır mı, insan kendisini bile bile mahveder mi?” diyenler çıkabilir. Ne yapacaksınız, bazıları o kadar dayanıklı olmuyor hayatta. ‘Back to Black’ şarkısının bir cenazeyi anlatan klibini tekrar tekrar izlerken, bu hikâyeyi düşünüp, Winehouse’un aşkı yüzünden ne kadar acı çektiğini anlamaya çalıştım. “Sadece sözcüklerle ‘Hoşçakal’ dedik. Yüz kere öldüm. Sen ona döndün, ben de karanlığa” der şarkıda. Kimbilir Blake’in başkasından çocuğu olunca ve yeniden hapse girince neler hissetti? Winehouse, yaşarken kaç kere öldü aşkı yüzünden bilmiyoruz, en azından artık tekrar tekrar ölmeyecek.